MUTLU OLMAK İÇİN OKUYUN

 

Stresli bir yaşam ömrümüzü kısaltıyor. Fakat ne yazık ki metropol hayatında yaşayan ve gürültü, kirlilik, çalışma hayatı stres yüklü olmamızı sağlıyor. Ne yaparsak kendimizi kurtaramadığımız bir hayat yaşıyoruz. Bunun sonucu olarak stres hayatımızın her noktasına yerleşiyor. Peki, stresten kurtulmak için ne yapmalıyız?

 

 

Kendiniz rahatlatmayı öğrenin. Nefes alma teknikleri hakkında bilgi alın. Yoga, meditasyon yapmak için kurs alın. Böylece stresten kurtulabilirsiniz. Bu öğretiler ile iç benliğinizde rahatlamayı öğrenin.

 

Olumlu düşünün ve negatif düşünceden uzaklaşın. Kendinizi olumlu düşünmeye alıştırın. Bunu yapmanın en güzel yolu sizi mutlu eden görüntüleri düşünün. Çocuklarınız, evcil hayvanlar, tatil, sevgiliniz hakkında düşünün. Kötü düşünce aklınıza gelince bir iki dakika kendinizi diğer düşüncelere odaklayın. Daha pozitif olacaksınız.

 

Sinirlenince güçlü tepki vermeyin. Sinirlenince kendinizi sakinleştirin ve daha yumuşak tepki vermeye çalışın. Bu durumda bir süre konuşmayın, içinizden 10′a kadar sayın ve sakin olmaya çalışın.

 

Hayır demeyi öğrenin ve pişman olmayın. Hayatta öğrenilecek en iyi şey hayır demektir. Eğer hayır demeyi öğrenirseniz stresiniz azalacaktır. Üstelik bunu yaparken, karşınızdaki insanı kırmadan ve pişman olmadan yapmalısınız.

 

Hayata dair gerçekleşebilecek hedefleriniz olsun. Hayal ve hedef koyarken mümkün olduğunca gerçekleşebilecek hedefler koyun. Böylece o hedefe ulaşınca daha mutlu olacaksınız ve daha az stres yaşayacaksınız.

 

Sağlam, sadık ve önyargısız arkadaşlarınız olsun. Mümkün olduğunca kafanızın anlaştığı ve mutlu olduğunuz arkadaşlarınız olsun. Dertleşin, anlatın ve dinleyin.



 

 Galasetti imzasıyla internette yayınlanan bu yazı “Keşke bunları önceden bilseydim” diyeceğiniz konularda önerilerde bulunuyor.

1. Fırsatları siz yaratmalı ve kovalamalısınız:

Fırsatlar çok nadiren kendisini aramayan birilerinin kapısını çalar. Fırsatları siz yaratmalı ve kendiniz aramalısınız. İnisiyatifi ele alıp işleri sizin yürütmeniz ve kapıları sizin açtırmanız gerekecektir.
2. Olumsuz düşünce size sadece daha fazla olumsuzluk getirir:

Olumsuz düşüncelere odaklandığınızda bütün görüp göreceğiniz nimet olumsuzluğun kendisi olacaktır. Hayatta olumlu şeyleri aramazsanız, olumlu şeyler başınıza gelse bile siz onun sadece olumsuz yanlarını görebiliyor olabilirsiniz.


3. Bulunduğunuz konum, sizin neler yapabileceğinizi belirlemez:

Evsiz biri de olsanız, konaklarda da yaşasanız, zengin veya fakir de olsanız veya hatta üniversiteden tam notla mezun da olsanız veya sınıfta kalmış olsanız bile; bunların gelecekte bir etkisi yoktur. Bu görüş açısını destekleyecek çok fazla sayıda başarı öyküsü vardır. Eğer azminiz ve yeteniğiniz varsa ulaşamayacağınız nokta yoktur. Kendi sınırlarınızı ve ufkunuzu siz kendiniz tayin edersiniz.
4. Başkalarına yardımcı olamıyorsanız, kendinize de faydanız yoktur:

Sadece başkaları için kapıyı tutmak veya buna benzer basit bir jest bile olsa sizin hayatınızda mucizeler yaratır. Hem kendinizi harika hissedecek hem de yaptığınız iyilik hayat yolunda bir şekilde size geri dönecektir, siz farketseniz de farketmeseniz de… Başkalarına yardım etmiyorsanız, onlar da size yardım etmeyeceklerdir ve aslında yardım etmeleri de gerekmiyor demektir.
5. Kişisel tutkunuzu takip edin, para da sizi takip edecektir:

Tutkunuz varsa ve işinizi yaparken keyif alıyorsanız ben buna “iş” demem. O işte yeni bir şeyler yaratmak için odaklanın ve daha fazla tutkuyla davranırsanız eninde sonunda para size gelecektir. Eğer sadece paraya odaklanırsanız, para size gelmeyecektir çünkü siz sadece miktara odaklanmışsınız demektir, kaliteye değil.
6. Kendinizden keyif alın:

Mümkün olduğunca hoşça vakit geçirin, herşeyi ciddiye almayın. Endişelerinizi kenara itin ve keyifli şeyleri yakınınıza çekin.
7. Eğer kolay olsaydı herkes yapardı:

İşte bu yüzden “çabucak zengin olma” reçetelerinin hiçbiri işe yaramaz. Eğer bu kadar kolay ve çabuk yoldan zengin olmam mümkün olsa o zaman herkes milyoner olurdu. Para kazanmak ve size verilen görevi başarmak sıkı çalışmayı gerektirir ama harcadığınız çabaların karşılığını en sonunda alırsınız.
8. Planlı olmak iyidir ama spontan olmak da iyidir:

İş hayatında ve özel hayatta geleceği planlamak önemlidir ama bu planı çabucak değiştirebilecek durumda olmak da önemlidir. Bazen çeşitli insanlar ve olaylar planlarınızla sizin aranıza girecektir, işte o yüzden yeri gelince planlarınızı değiştirmeniz veya iptal etmeniz gerekecektir. Arada bir spontan olun, o zaman hayat çok daha ilginçleşecektir.
9. Pek çok yeteneğiniz var:

Yetenekli bir atlet veya müzisyen olabilirsiniz ama belki de sizin bilmediğiniz on tane daha yeteneiğiniz olabilir. İnsanlar iyi yapabildikleri bir şey bulunca genellikle ona odaklanırlar ve daha başka hangi alanlarda yetenekleri olabileceğini düşünmezler.
10. Ödül almaksızın sıkı çalışmayın:

Eğer hayat yolunda kendinize iyi davranmıyorsanız, rüyalarınız gerçekleştirmek için sıkı çalışmanın anlamı nedir? Büyük veya küçük başardığınız her zorluğun uygun bir ödlü olmalıdır, bir günlük tatil veya bir dilim kek gibi…
11. Para mutluluk getirmez:

Dediğim gibi, peşinde koştuğunuz asıl amaç para olmamalı ama para kazandığınız zaman bir şeyleri başarmış olduğunuzu bilirsiniz. Bunu bilmek de güzel bir histir ve size mutluluk verir çünkü kendi istediklerinizi yapacak daha fazla zaman ve özgürlük kazandığınızı da bilirsiniz.
12. Başka birinin başına her zaman daha kötüsü gelmiştir:

Bazen kötü bir gün geçirmişsinizdir ama kötümserliğe kapılmadan önce durun ve düşünün, her gün sizden daha kötü bir gün geçirmiş milyonlarca insan var şu dünyada.
13. Başkalarına ihtiyacınız var:

Elinizden geldiğince dost kazanın, arkadaş edinin. Ve asla köprüleri yakmayın. Başarı için başka insanlara ihtiyacınız olacaktır.
14. Açık fikirli olmak, daha fazla bilgi edinmenin anahtarıdır:

Dünya hakkında daha fazla şey öğrenmek için açık fikirli olmanız gerekir. Herşeye bir şans verin.
15. Başarısızlık çok iyidir:

Başarıya giden en önemli adım değilse bile en önemli adımlardan biri başarısızlıktır. En azından bir kere başarısızlığa uğramanız şarttır ama bir kaç defa başarısızlığa uğrarsanız daha iyidir. Başka türlü öğrenmeniz mümkün olmayan bir sürü şeyi başarısızlıklarınızdan öğrenirsiniz. Ve bir gün nihayet başarıya ulaştığınızda bunun değerini daha iyi anlayacaksınız.
16. Pek çok insan gerçekten iyidir:

Bu gerçeği çok yakınlarda farkettim. Pek çok insan iyidir ama bunu yabancılara pek göstermezler. Siz onları tanıdıkça ve onlar da sizi tanıdıkça muhtemelen ne kadar iyi insanlar olduklarını göreceksiniz.
17. Sözler ve düşünceler herşeyi kontrol eder:

Söylediğiniz veya düşündüğünüz şeyler eninde sonunda gerçekleşir. Başarısız olacağınızı söylerseniz başarısız olursunuz çünkü bunun gerçekleşmesi için nasıl olsa bir yol bulacaksınız demektir. Başarılı olacağınızı söylerseniz de aynı şey olur, bunu gerçekleştirmek için nasıl olsa bir yol bulursunuz.
18. Bakış açınızı gerçekliğin ta kendisidir:

Bir olayı veya durumu nasıl görüyorsanız, o da öyle var olur. Bir şeyi trajik veya olumsuz olarak görüyorsanız, onun sizin için anlamı odur. Eğer bir şeyi heyecan verici ve olumlu olarak görüyorsanız, o zaman onun sizin için anlamı da öyle olacaktır.
19. İlham ve motivasyon her yerdedir:

Nerede olduğunuzun hiç önemi yok, orada mutlaka size ilham vercek veya sizi motive edecek bir şeyler vardır. Çok uzaktaki bir ülkede savaşa girmiş ve kendidinizi korkunç şartlar bulmuş olabilirsiniz ama gene de orada sizi hayatta tutacak ve daha iyi bir şeyler için çabalamanızı sağlayacak bir şeyler olacaktır. Size düşense o sebebi görüp tanımak ve asla kaybetmemektir.
20. Dünyayı değiştirebilirsiniz:

Her bir insanın doğrudan veya dolaylı olarak dünyayı değiştirebilme gücü vardır. Kendi hayatınızı değiştirdiğinizde doğrudan veya dolaylı olarak dünyayı da değiştirmiş olursunuz. Kendi hayatınızı veya etrafınızdaki insanların hayatını değiştirdiğinizde dünyayı değiştirmişsiniz demektir. Yaptığınız küçük şeylerin dünyada büyük etkileri olabilir.

İş hayatında kendini gittikçe daha mutsuz hissedenlerin sayısı artıyor. Bir kısmı yaptığı işten memnun değil, bir kısmı ücreti az buluyor, bir kısmı da çalışma şartlarından şikayetçi.

Fakat birçok kişi için işten ayrılmak bir seçenek değil. Peki çalıştığınız işten memnun değilseniz mutlu olmak için ne yapacaksınız?

AOL Jobs, işyerinde mutlu olmak için bilimselliği kanıtlanmış 5 öneri sunuyor:

Organize olun: 

Evet organize olmak da çaba sarfetmeyi gerektirir ama neyi nerde ne zaman nasıl kullanacağınızı bilmek daha az çalışmanızı sağlar. Aynı zamanda üretkenliği de artırır. Patronunuz da bunları bir şekilde görür. Daha kısa sürede daha çok iş yapabilir hale gelirsiniz, bu da size boş zaman kazandırır.

Fazla mesaiden vazgeçin: 

Organize olarak, plan program yaparak zaman kazandığınıza göre daha az çalışabilirsiniz. Fazla mesai yapmaktan vazgeçin. Daha fazla saat çalışmak sizi ileri taşıyacak en iyi yol değildir. Ayrıca işleri çalışma saatleri içinde tamamlamak, fazla uzatmamak zamanı iyi kullandığınızı da gösterir. Washington Times’da yayımlanan bir araştırmaya göre, fazla mesai yapanların -cinsiyet veya meslek ne olursa olsun- depresyona uğrama ihtimalinin daha fazla olduğu açıklanmış.

Beyninizi meşgul eden şeyleri dengeleyin: 

Tamamen bir şeyi düşünmeye odaklanmayın. İşte canınızı sıkan bir durum olabilir. Kafanızı rahatlatın, farklı şeyler düşünün. San Francisco State Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre, birçok koç, guru, anı yaşamayı önerse de çalışanların bunu çok yapmaması gerektiğini söylüyor: “Eğer kafanızı bir şeye çok takarsanız bu sizin için zararlı olur ve yıkıcı davranışlar içine girebilirsiniz. Bunun yerine rahatlamaya ve başka şeyler düşünmeye çalışın.”

Bağımsız bir şekilde çalışmaya gayret edin: 

Araştırmalar  gösteriyor ki kendi başlarına çalışan, kendi işlerini yapan çalışanlar çok daha başarılı , mutlu, üretken ve yaratıcı oluyorlar. Bağlı olunan biri varsa bu biraz daha zor olabiliyor. Yaptığınız iş, çalıştığınız kurum buna elverişliyse patronunuzla konuşup çalışmalarınızla ilgili olarak biraz daha esneklik isteyebilirsiniz.

Evdeyken iş düşünmeyin: 

Açma kapama düğmelerimiz yok. Ofisten çıktığımızda çalışma modundan da her zaman kolay bir şekilde çıkamıyoruz. Hatta eve iş götürdüğümüz bile oluyor. Yolda ertesi günü, toplantıları düşünüyoruz. Bu da özel hayatımızı etkiliyor. Kafamızı kurcalayan bir şey yüzünden iş çıkışı bile dalgın veya mutsuz olabiliyoruz. İşle ilgili şeyleri bu yüzden işte bırakmamız gerekiyor.

Mutlu bir birliktelik yaşamak isteriz. Yaşadığımız ilişkilerde huzur ve sevgiyi bulmak, hayattan daha fazla zevk almamızı sağlarken, ruhsal açıdan bir tatmin yaratacaktır. Yapılan araştırmalarda mutlu bir aşk hayatı için belirli kriterler çıkarılmıştır. Sağlıklı ve mutlu bir aşk yaşamak istiyorsanız, karşılıklı çaba göstermek çok önemlidir.

Aşkınıza güvenin ve size güvenmesini sağlayın. Sağlıklı ve mutlu bir ilişki kurmak istiyorsanız , başından sonuna bağlılık ve güven duygusu olmalıdır. Karşınızdaki insana ne kadar dürüst olursanız, o da size o kadar dürüst olacaktır. Konuşamamak, çağımızın en büyük hastalığıdır. Bu nedenle konuşun ve anlatın. Ona sadık kalın. Bir insanı seviyorsanız ve ondan tüm beklentilerinizi alıyorsanız, başkalarına kaymayın. Sadakat, sorumluluk almak, korkularınızı kontrol altında tutmak çok önemlidir. Karşılıklı güven ve sadakat içinde olmak bir ilişkiyi ayakta tutan ilk başta gelen nedenlerdendir.

Karşınızdaki insanı seviyorsanız, olduğu gibi kabul edin ve değiştirmeye çalışmayın. Sırf bazı huyları ve hareketleri size uymuyor diye, bu yıpratıcı sürece kendinizi sokmayın. Kimseyi değiştiremezsiniz sadece alışkanlıklar yaratabilirsiniz. Bu nedenle, vakit harcamayın ve sinirlerinizi bozmayın.

Kendi ayaklarınızın üstünde durun ve partnerinize güvenerek hayatınızı planlamayın. Tabiki, iki insanın birbirine güvenerek hayatı planlaması güzel şeydir. Ama, kendi ayaklarınızın üstünde durabilmek, sorumluluk almak çok önemlidir. Kendinize bakabilir ve ihtiyaçlarınızı karşılayabilirseniz, ilişkilerde daha dengeli olursunuz. Karşınızdaki insan da aynı yeteneğe sahip olabilmeli ve ilişkinin başında birbirinizden bir şey beklememelisiniz. Bu durumda odaklanacağınız tek şey aşk olacaktır.

Rahatlıkla derdinizi, sorunlarınızı ve isteklerinizi paylaşın. Bunları anlatırsam beni terk eder diye, kendi isteklerinizden asla vazgeçmeyin. Bırakın dürüstçe anlatın, o da size anlatsın. Belki de beklentiler ve hayata dair bakış açıları, farklı noktalarda ve uzlaşma sağlanamayacak. Dürüst olmak, hem karşınızdaki hem de kendiniz için çok önemlidir.

İngiltere’de yapılan bir araştırmanın sonuçları insanların Cumartesi günü kendilerini diğer günlere göre daha mutlu hissettiklerini ortaya koydu.

İngiltere’de özel bir araştırma şirketinin 3 bin yetişkinin katılımıyla gerçekleştirdiği anket, insanların çarşafları yeni değiştirilmiş bir yatakta yatmak ya da uzun zamandır görmedikleri bir arkadaşları ile yolda karşılaşmak gibi küçük şeylerden büyük mutluluk duyduklarını, Cumartesi günün ise sadece haftasonun başlangıcı olduğu için bile insanları mutlu ettiğini ortaya koydu.

Araştırmanın sonuçlarına göre, insanlar çok olağanüstü olmayan küçük şeylerden mutlu oluyor; pantalonun cebinden 10 lira çıkması, çarşafları yeni değiştirilmiş bir yatağa yatmak, yolda el ele tutuşmuş yaşlı bir çifti yürürken görmek, büyük mutluluk kaynağı olabiliyor.

İnsanları en çok mutlu eden 50 şeyi bulmak için yola çıkan araştırmacılar, Cumartesi gününün insanları en çok mutlu eden gün olduğunu söylüyor. Ankete katılanlara göre, Cumartesi sabahı uyanıpta o günün haftasonunun başlangıcı olduğunu bilmek bile mutlu olmak için yeterli bir sebep olabiliyor.

MUTLU OLMAK İÇİN 30 KÜÇÜK ŞEY

Ankette yer alan diğer maddeler ise şöyle sıralanıyor;

Bebek sesi duymak,ormanda yürümek, parkta piknik yapmak, almak istediğimiz bir giysinin ucuzluğa girdiğini görmek, tatile gitmek için rezervasyon yapmak, radyoda favori parçanızı duymak, yalnız başınıza kalıp kendinizi dinlemek, yeni bir arkadaşlık kurmak, eski fotoğraflara bakmak, kek yemek, size geçmişinizi hatırlatan bir parça dinlemek, güneşli bir güne uyanmak, dini sohbetler, çikolata yemek, romatik bir yemeğe çıkmak, işte yükselmek, güneşli bir günde camlar açık araba sürmek, birisinden teşekkür kartı almak, sevdiğiniz bir arkadaşınızdan güzel bir mesaj almak, güneşte oturmak, denizde yüzmek, surpriz bir demet çiçek ya da hediye almak.

Mutlu olmak, bazen hepimize zor geliyor. Bu kocaman hayatta kendinizi yalnız ve mutsuz hissettiğiniz anlar sıklıkla yaşanıyor. Kötü olaylar, stres ve yaşam şartları zorluğu nedeni ile mutluluk bize uzak gözükür . Fakat, yaşam kısa bir armağandır ve mutlu geçirdiğiniz her gün size daha yaşanabilir olur. Peki, mutlu olmak için ne yapmalıyız?

 

Affedin ; Hayatınızda sizi üzen, kırgın olduğunuz her şeyi, herkesi affedin. Affettiğiniz an geçmişle olan hesabınızı kapatırsınız ve ileriye bakmaya başlarsınız. Kötü duygulardan arınmak ve kendinizi iyi hissetmek için affedin. Unutmayın, geçmiş geçmişte kaldı, önünüzde yaşanacak yıllar daha gelmedi elinizde var olan tek şey şimdiki zaman yani şu an. Bu nedenle yaşadığınız anın her saniyesini ve dakikasını dolu dolu yaşayın. Geçmişe ve geleceğe takılmadan !

 

Korkularınızla yüzleşin ; Hayatta yaşadığınız tüm korkulardan vazgeçin. Korkunca hayatı yaşamak zorlaşır. unutmayın birazda kaderci olmakta fayda vardır. Siz hayatınız için gerekli tüm önlemleri alın, çalışın, sevin ve harekete geçin. Korkmazsanız emin olun hiç bir şey size zarar veremez.

 

Zincirlerinizi kırın ; Yapmak istediğiniz ama yapamadığınız herşeyi yapın. Bırakın kim ne düşünürse düşünsün, beyninize koyduğunuz kurallar esnetilebilir. Sonuçta sizi mutlu eden bir şey için bütün kurallar yıkılabilir. Çılgınlık yapın, istediğinizi söyleyin, istediğiniz yerde yaşayın ve istediğiniz kişiler ile birlikte olun. Beyninizdeki zincirleri sonsuza dek kırın ya da esnetin.

 

Sevin ; Sevgi paylaştıkça çoğalan tek şeydir. Bu nedenle her şeyi sevin. Kuşları, ağaçları, toprağı, çocukları, sevgilinizi, aşkınızı, eşinizi. Sevgi ve merhamet dünyanın en güzel ve neşe veren duygularıdır. Siz sevdikçe, insanların, hayvanların hatta çiçeklerin bile karşılık verdiğini göreceksiniz. Karanlık ve hüzünlü bir hayat yaşamaktansa sevgi dolu bir hayatı paylaşın.

 

Eğlenin ve gülün ; Kendinize ve ailenize zaman ayırın. Sık sık arkadaşlarınızla bir araya gelin ve eğlenin. Unutmayın aklınızı ve beyninizi resetlemek hayata karşı daha rahat olmanızı sağlayacaktır. Sizi mutlu eden ve pozitif insanlar ile arkadaşlık kurmaya gayret gösterin.

Kaygıdan Mutlu Bir Aileye Ufacık Geçiş


İnsanların psikolojik yaşamı üzerinde aile bağı ve ilişkileri çok önemli bir yer kaplar. Aile, birey için değerli olan en önemli merkezdir. Bireylerin kendi aralarındaki ilişkileri ve bağlanma modelleri, kaygıları ile ilintili olarak mutlu bir dünya oluşturmalarında pozitif bir etki yaratır. Burada vurgu yapacağımız  en önemli konu çocuk ve aile arasında kaygıdan mutluluğa geçiş nasıl sağlanmalıdır?

Kaygının tanımını yapacak olursak;

Kaygı  endişe, kuruntu, telaş, üzüntü gibi insanda baskı yapan gerilime yol açan duygu durumudur. Genel olarak aile içerisindeki kaygı, korku ve öfke yaratan olaylar ya da durumlar her ailede her ortamda yaşanabilir. Aile içerisindeki anne ve babanın çocuğa karşı kaygılı yaklaşımı çocukta bir takım davranışsal problemler ortaya çıkarabilir. Bu olaylar yaşandıktan sonra çocuktaki algılama sonucunda hoş olmayan duygu ve düşünce biçimlerinden kaçıp kurtulmak için olumsuz davranışlar ortaya çıkabilir. Bu noktada aile çocuk üzerindeki iradesini güçlendirdikçe bu olumsuz algılama sonucunda hoş olmayan duygulara ket vurup engelleyebilir. Böylece süregelen bir döngü kesilmiş, alışıla gelmiş bir davranış biçimi silinmiş olur. Bunun yerine kaygıdan etkilenen ve bireyi mutsuzluğa sürükleyen yeni davranış biçimleri ortaya çıkabilir.

Gelişim sürecini inceleyecek olursak.

Çocuk gelişimi ve doğası ile birlikte sürekli değişen bir varlıktır. Bedensel olgunlaşmasının yanı sıra zihinsel, emosyonel ve sosyal olarak gelişme görülür. Çocuk minicik dünyasında bu değişimlere ayak uydururken aile içi çatışmalar, problemler onun dünyasına ve davranış biçimlerine olumsuz olarak yön verebilir. Bu inişli çıkışlı dünyalarında mücadele eden çocuklar;  ailelerin kimi zaman farkında olduğu kimi zaman farkında olmadığı olay yada olgular yaşarlar. 

Çocukların bu dünyadaki en büyük hakkı mutlu bir ailede büyümektir.

Çocuklara huzurlu ve rahat bir dünya sunmak anne ve babaların en büyük görevidir. Özellikle kişilik yapısının oluştuğu erken çocukluk döneminde anne ve babaların çocuğa iyi bir model oluşturmaları psiko-sosyal gelişim açısından önemli rol oynar. Kaygılı ailede büyüyen çocukta en önemli etki çocuğun öz güven problemidir. Çocuk, kendisini toplum içerisinde ifade edemeyen bir birey haline gelir. Bunun yanında gergin, huzursuz, huysuz, sıkılgan tavırlar sergileyebilir.  Çocuğun etkilendiği en önemli alanlardan bir diğeri ise okul – akademik başarı düzeyinin zayıflamasıdır.

kaygılı ailede yetişen çocuğun ruhsal gelişimi nasıl etkilenir.

Psiko- soyal gelişim açısından problem oluşur.

Çeşitli davranışsal ve emosyonel problemler ortaya çıkar.

Aşağılık kompleksi ve suçluluk duygusu oluşabilir.

Çocuk aile ortamında kaygılı bağlanma modeline rastlarsa huzur ve mutluluğu başka ortamlarda arayarak özellikle ergenlik döneminde suça meyilli bir birey olarak yetişir.

Okul-akademik başarısızlık ortaya çıkar

Ebeveynlerin depresif ruh halleri çocuklarına da yansır, çocuklarda yoğun üzüntü, mutsuzluk, hiçbir şeyden zevk alamama gibi depresif belirtiler gösterirler.

Ailelere öneriler..

Aile içerisindeki çatışma halleri, kavgalar ve ya iletişim problemleri çocuğa kesinlikle

yansıtılmamalıdır. Siz aranızdaki problemleri çözseniz dahi çocuk bunun etkisinden kurtulamaz ve onun ufacık dünyasında çok büyük yer kaplar

Bireylerin kendi ruhsal problemlerinden kurtulabilmeleri için kendilerini değerli

hissetmeleri ve rahatlamaya çalışmalılardır. Siz kendinize ne kadar vakit ayırır ve rahat hissederseniz aile içerisindeki problem çözümünde o kadar başarı sağlayabilirsiniz.

Anne ve babalar öfkesini asla çocuğa yansıtmamalıdır. Onun naif dünyası bunu

kaldırabilecek düzeyde değildir.

Aile içi iletişimde muhakkak ben dili kullanılmalıdır. Problemler, kaygılar ve korkular

yaşandığında bunu çocuğa ben dili kullanılarak, tensel temas sağlayarak ve göz kontağı kurarak aktarılmalıdır.

Ebeveyn olarak çocuklarınıza onların değerli olduklarını hissettirin. Onları

duygularını ve düşüncelerini dinleyin. Asla onları eleştirmeyin. İşbirlikçi bir tavır ile onların problemlerini çözmeye destek olun

Eşler aralarındaki sorunları çözemiyorlarsa muhakkak bir uzmandan yardım almalıdır.

Unutmayalım ki sağlıklı bir aile, güzel bir gelecek, başarı dolu bir yaşam iyi bir ruh sağlığından geçer... 

 

Çocuğunuzun Özgüvenini Geliştirin 

 Özgüven; kendi yeteneklerine ve kendi benliğine olan güven duygusudur. Özgüveni olan bir çocuk kendini değerli görür, yeteneklerinin ne olduğunu bilir, sınırlarını bilir, hayatta karlaştıklarıyla baş etmeyi bilir ve kendiyle barışık olur.


 Yeni doğmuş bir bebek henüz kendinin ve hayatın farkında değildir fakat hemen ilk günlerden itibaren içgüdüsel olarak bebek kendini geliştirmeye hazırdır. İlk yıllardaki anne-baba-çocuk arasındaki ilişki çocuğun kendine değer verme konusunda etkilidir. Anne baba çocuğa destek olur, yardım eder ve her gelişim aşamasına değer verirse çocuğun özgüven gelişimine yardımcı olurlar. Sevgi dolu yetiştirilen bir çocukla bazı nedenlerden dolayı daha az sevgi ve ilgi gören bir çocuğun kendine değer verme gelişimi farklıdır.


 Çocuk yaklaşık bir yaşından itibaren bir birey olduğunu keşfediyor. Kendini tanımaya başlıyor ve hem kendine hem çevresine güven duymayı öğreniyor. İlk yıllarda çocuk kendi benliğinin farkına varıyor. Bu farkındalık 'nasıl görünüyorum' la başlıyor. Yavaş yavaş vücudunu tanıyor ve neler yapabileceğini öğreniyor. Kendini başkalarından ayırmayı öğreniyor. Kız-erkek ayırımını, çocuk-yetişkin ayırımını ve insanlar arasında daha birçok şeyin ayırımını öğreniyor. Farkındalık bu şekilde 'nasıl görünüyorum?' dan 'neler yapabilirim?' ve 'neler yapabiliyorum?' a doğru gelişiyor. Bu aşama okul öncesi döneme denk geliyor ve çocuğun farkındalığı kendi yaşadıklarıyla birlikte tamamen gelişiyor. Yavaş yavaş hisleri ve fikirleri ortaya çıkıyor ve içsel farkındalığa yöneliyor. Artık 'nasıl görünüyorum?' ve 'neler yapabiliyorum?' dan çok 'nasıl hissediyorum?' sorusuna cevap arıyor.


 Çocuğun yaşı ilerledikçe çevrenin onları nasıl değerlendirdikleri de kendi benliğinin oluşumunda rol oynuyor. Çocuk çevresindekilerin kendini yargıladığını görüyor ve bunun kendi yaşanmışlığıyla ve fikirleriyle aynı olmadığını görebiliyor. Çevrenin bu yargıları çocuğun kendi benliğinin oluşumunu çok etkiliyor. Bu etkinin derecesi çocuğun karakterine de bağlı, kimi çocuk çevresindeki tepkilere ve değerlendirmelere karşı daha hassas oluyor ve umursuyor, kimi çocuk daha az umursuyor. Aynı zamanda çevre tepkisinin derecesi de çocuğun karakterine bağlı. İçedönük, utangaç bir çocuk dışadönük bir çocuğa göre daha az tepkiler ve değerlendirmeler alır. Bu durumda içedönük bir çocuk daha az tepki aldığı için (pozitif olarak), kendini ifade etme konusunda çok fazla desteklenmemiş oluyor, o zamanda istem dışı olarak çocuktaki farkındalık ve kendi benliği negatif yönde gelişebiliyor.

 Bu dönemde çocuk çevresindekilerin beklentilerine göre de davranıyor. Arkadaşlığın önemi ve çocuğun bir grup içinde (arkadaş grubu) yer alması artıyor. Çocuk bu durumda çevresinden (arkadaşlarından) aldığı değerlendirmelere göre davranıyor. Bu çocuk için kafa karıştırıcı olabiliyor, çünkü arkadaşları tarafından kabul gören bir davranış anne baba tarafından kabul edilmeyebiliyor. Bazı anne babalar çocuklarının çekingen olmasını kabul ederler, fakat aynı çocuk başka yetişkinlerden daha atılgan olması gerektiği tepkisini alabilir. İşte, çevresinden aldığı bu farklı tepkiler arasında çocuk kendi benliğini ve farkındalığını oluşturmaya çalışıyor.


Özgüven Nasıl Desteklenir?

 Kendini değerli görmesi: Çocuğun özgüveninin iyi gelişmesi için öncelikle kendini iyi hissetmesi ve kendiyle barışık olması gerekiyor. Çocuğa değer vererek ve çocuğun gelişimine destek olarak çocukların kendilerini iyi hissetme konusunda ailelerin büyük katkısı oluyor.


 Beklentilerin yaşına ve seviyesine uygun olması: Ailelerin beklentilerinin çocuğun gelişim düzeyine uygun olması çok önemli. Eğer beklenti düşükse ya da hiç yoksa çocuk kendisini geliştirmesi için desteklenmemiş olur. Çocuk 'nasıl olsa ailem bana beklentilerini yerine getiremeyeceğim için güvenmiyor ' diye düşünür ve kendini hafife alınmış hisseder. Kendinin bir şeyler yapması çok önemli, çocuk kendi başına bir şeyler yaptıkça ve anne babadan ona güvendikleri hissini alıkça o zaman o da kendine güvenmeye başlar. Anne babaların yüksek beklentileri çocuğun öğrenme hevesini ve motivasyonunu düşürür ve bu da çocuğun kendine güvenmemesini sağlar. Anne babalar çocukları üzerinde beklentilerinde biraz istek içinde olabilirler. Bu beklentileri yerine getiremediği zaman az bir hayal kırıklığı da yaşayabilir çocuk. Bu hayal kırıklığı onu öğrenmesi için teşvik edebilir. Bazen de çocuğa daha yapamadığı şeyler konusunda ya da cesareti olmadığı konularda destek olmak ve yüreklendirmek gerekir. Yapamadığı bir şeyi ya da yapmaya cesareti olmadığı bir şeyi artık yapabildiği zaman özgüveninin oluşması için çok iyi oluyor. Ama genel olarak anne babanın istekleri ve beklentileri uygulanabilir ve ulaşılabilir olması gerekir. Sonuç olarak çocuğun özgüveninin oluşması için zihinsel becerileri düzeyinde, motor becerileri düzeyinde ve duygusal becerileri düzeyinde destek olmak gerekiyor.


 Huzur ve güven duyması: Çocuğun özgüveninin gelişmesi için; yetiştiği ortamın güvenli olması, kayıtsız şartsız sevgi ortamı olması, düzenli ve belirgin sınırları olan bir ortamın olması, yerinde düzeltmelerin, yönlendirmenin ve desteğin verildiği bir ortamın olması (burada ödüllendirme kullanılabilir), hislerinin tanındığı ve kabul görüldüğü bir ortamın olması, birey olduğunu bildiği ve özel ihtiyaçlarının karşılanacağı bir ortamın olması önemlidir.


 Davranışlarla örnek olunması: Anne baba olarak çocuğa örnek olmak gerekiyor. Özgüveni tam bir anne baba bunu çocuğa yansıtır. Bu tabii ki özgüveni daha az bir anne babanın çocuğa yardımcı  olamaz anlamına gelmiyor fakat böyle anne babaların özgüvenlerini yansıtmaları için hangi konularda kendilerinden eminlerse o konuları öne çıkarmaları gerekir. Anne babaların hataları olsa bile bunu çocuğa itiraf etmekten çekinmemek gerekir. Özgüven aynı zamanda eksik yönleriyle baş edebilme ve bir şeyleri yapamayacağını söyleyebilme, bunu itiraf etmeye cesaretinin olması anlamına da geliyor.


 Çocuğun pozitif yaklaşımı özgüveni için çok önemli. Eğer anne babalar çocuklarına güvenirlerse çocukta kendine güvenir ve öğrenmeye, yapmaya daha cesaretli olur. Başka çocuklarla kıyaslamamak bu durumda önemli oluyor. Her çocuğu kendi çerçevesinde ve kendi imkanları dahilinde değerlendirmek gerekiyor. Çocuğun kendini bir birey olarak görmesi için imkan vermek gerekiyor.


 Seçim yapmaları için fırsatlar verilmesi: Anne babalar çocuklarına seçim yapmaları için fırsat vermeliler ve (küçük) hedefler belirlemelerine ve hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmalılar, kendi seçimlerini yaşamalarına izin vermeliler. Eğer gerçekçi olmayan bir hedef varsa çocukta, anne baba olarak bunun gerçek dışı olduğunu anlatmak (ve göstermek) gerekir. Bunu kabul etmek çocuk için zor olsa da, gerçekten yapamayacağı bir şeyi görüp kabul etmesi gerekir.


 Sorumluluk verilmesi: Çocuklara kendi başlarına bir şeyler yapmaları ve keşfetmeleri için imkân vermek gerekir. Bu durumda yanlış yaptıkları zaman bunları fark etmeleri ve sorumluluk almaları önemli oluyor. Gereken yerlerde yönlendirme yapmada fayda var. Özellikle çocuk için zor olan 'görevlerde' anne babanın yardımı ve yönlendirmesi çocuğa iyi gelecektir. Bağımsız ve sorumluluk sahibi olması gelişerek oluşan bir durum olduğu için yönlendirme yapmak gerekir. Bunu yapmak için çocuk ilk olarak yönlendirilir, bazı şeylerin nasıl ele alınacağı öğretilir, başaramadıkları yerde bunun açıklaması yapılır ve yavaş yavaş yardım etme azalır.


Anne ve Babalar Çocuklarının Özgüveni Konusunda Belirleyicimidir ?

 

Anne babaların tabii ki çocuklarının özgüveni konusunda etkileri var. Ama başka faktörlerde özgüvenlerini geliştirme konusunda etkilidir. Çocuğun kendi doğası, kapasitesi, başkaları tarafından aldığı tepkiler, değerlendirmeler, destek ve çocuğa sağlanan olanaklarda çok önemli. Yani anne babalar çocuklarının özgüveninin oluşumu konusunda etkili ama belirleyici değil.

Kaliteli Yaşamak Ve İnsan Olmak

“Bir insanın yaşamından değerli bir şeyi yoksa, o insanın yaşamının da değeri yoktur.”(Tagor)

İnsanlar aslında benzer  imkanlara sahip olmasalar da, benzer  ihtiyaçlara sahiptirler. Kişilik yapılarımız farklı  olsa da, benzer süreçleri geçiririz. Genellikle farklılıklarımızı gündem yaparak, benzer yönlerimizden daha az söz ederiz. İmkanlarımızı, gücümüzü, zamanımızı ve hatta bizzat kendi hayatımızı bir başkası için  seferber ederken; bütün  bunların çok azını kendimiz için  harcarız.
Çocukluğumuzu ve   gençliğimizi  kodlandığımız  şekilde ve  yetişkinler tarafından önümüze  konulan  “başarı(!)”  hedeflerine  ulaşmak  için  geride bırakırken, hep birilerinin istekleri  doğrultusundaki  bir  hayata hazırlanırız.
Ve nihayette  kocamaaan  beyler  ve  bayanlar  olarak; çok şeylere sahip, bir çok şeye şahit  olup  hayata atılırken, mutlaka bir şeyler oluruz… Baba olur, anne olur, eş olur, aile olur, şu ya da bu mesleğin  uzmanı olur; belki de bazılarımız sanatçı, bazılarımız  sporcu, bazılarımız iş adamı, bazılarımız ünlü bir gazeteci  ya da politikacı bile olmayı başarabiliriz.  Ancak bütün bu olmayı başardıklarımıza rağmen yine de  daha başka bir şeyler olmaya talipli olur, hatta sabırla gerekirse onca yıl daha  koşuşturur ve  bekleriz…
Sonuçta, yaşadığımız hayat bizleri  elbette  bir yerlere getirir  ve bir şeyler yapar. Ancak, geldiğimiz yer  gerçekte  gelmemiz gereken yer olmadığı gibi, elde ettiklerimiz etmemiz gerekenler, olduğumuz şey olmamız gereken , vardığımız nokta ise varmamız gereken nokta değildir. Böyle olmasına rağmen hayatın içinde, ”nitelikli bir yaşam” için koşuşturmak her birimizi zamanla; değiştirir, bir şeylere yaklaştırırken bir şeylerden uzaklaştırır, yorar, gerer, yıpratır ve  yaşama bağlılığımız ile sevincimizi  azaltabilir. Kazandıklarımıza rağmen zamanla kaybettiklerimiz ile yüzleşirken; aslında  “kendimiz olamadığımızı”, çok çok sonraları fark ederiz. İşte, asıl  bu farkındalık  ile sarsılırız, sendeleriz ve başlarız pişmanlığımızın işareti olan “keşke” lerimizi  ya da  gerçekler ile yüzleşmeye direncimizi gösteren  “eğer”lerimizi  sıralamaya…
Nitelikli bir yaşam için önceliğimiz olması gereken beden ve ruh sağlığımızı, bizzat kendi tercihlerimiz ve kendi yaşantılarımız ile riske sokmamızın neticesinde; yaşamış olduğumuz hayata bir anlam katamamanın pişmanlığı, hayatımızı anlamlı bir hale dönüştürememiş olmanın da  suçluluğu ile bazılarımız o tertemiz fıtratımızı;  bulaştırdığımız lekelerden nasıl temizleyeceğimizin arayışı içerisinde  yeni bir başlangıç olacağı ümidiyle tekrar başa döneriz…
Onca yaşadıklarımıza, yıpranan ve yaşlanan bedenimize, beklemediği mağlubiyeti yaşamış bir yarışmacının yaşadığına benzer ruh  halimize rağmen, elbette ki her birimiz yeniden başlayabiliriz. Çünkü, nefes aldığımız sürece “Esirgeyen ve Bağışlayan Rabbimiz” bizlere bu fırsatı bir daha , bir daha olmak üzere, kesintisiz olarak tekrar tekrar vermektedir…
Hiçbir zaman, “artık her şey bitti!..” denilemez, denilmemelidir. Önemli olan içtenlikle ve “Allah’ın Adı” ile başlayabilmektir. Gerisi teferruattır…
Aslında bir yönü ile sağlıklı bir insan olmak; kendi hayatımıza değer katmaya istekli olmanın, onurumuza yakışan duruşumuzu korumadaki kararlılığımızın, yer yüzünü herkesten önce kendimiz için yaşanabilir kılmak adına her türlü zorbalığa karşı cesaretin adıdır. Böyle bir insan olmak aynı zaman da nitelikli bir çevre arayışını, özünde olanı keşfetmeyi, kendin olmayı, kendi yaşamındaki eksiklileri fark edebilmeyi, hatalarını telafi etme çabası göstermeyi, günlük yaşamın gerektirdiği “kendini tanıma, “hayır” diyebilme, öfkesini kontrol edebilme” gibi temel “yaşam becerileri”ni kazanmış olmayı, yaşanılan anın hakkını verebilmek ve tıpkı kainattaki her zerre  gibi hayatını da bir düzen ve uyum içerisine oturtmak için mücadele etmeyi de gerektirir. Bütün bunları gerçekleştirebilmek için de gerçekten bir aile, bir anne, bir baba, saygın ve güvenilir bir insan olabilmek adına çok şeyi değil, gerekli olan her şeyi, ama gerçekten her şeyi yapmaya azmetmek önemlidir.
Sonuç olarak, kaliteli bir yaşam; bütün bunların tam olarak farkına vardığımız andan itibaren beden ve ruh sağlığımızı, kendimizi, ailemizi  en öncelikli yere yerleştirmek ve akabinde de  yakından uzağa doğru çevremizi listemize yerleştirerek; hayatı anlamlı kılmayı ve hayatımıza gerçek bir anlam katmayı başarabilmenin mücadelesini verebilmektir. İşte, gerçek  bir “kaliteli yaşam”ın, belki de insan olduğumuzu hatırlamanın gereği de budur…

Unutmayalım ki;
“Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır.
Çalışmaya zaman ayırın, başarının bedeli budur.
 Düşünmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur.
 Çevrenize nazik davranmaya zaman ayırın, mutluluğa giden yol budur.
 Etrafinıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır.
 Gülmeye zaman ayırın, ruhunuzun müziği budur.
 Çocuklarınızla oynamaya zaman ayırın, zevklerin en büyüğüdür.
 Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur.” ( Goethe)
Hayallerimize Ulaşmak Kendi Elimizde

Hayallerimizin gerçek olmasını isteriz. Gerçeklik nedir ki? İnandığımız, gerçekten inandığımız şeyler gerçek olur. Hayalim dediklerimize ne kadar inanıyoruz? O hayalin bir gerçek haline dönüşmesini ne kadar istiyoruz. Bu hayalimiz gerçekleştikten sonra gidecek yerimiz, kuracak bir başka hayalimiz var mı? Bu hayalin gerçekleştiği sahneyi ne kadar aklımıza getiriyoruz?

Bir an durup düşünün… Olacağına inandığınız her şey gerçek olmadı mı? Olmasını istiyorum dediğiniz değil ama olmasını gerçekten istediğiniz ve o olayı hayal ederken gözünüzde canlandırdığınız, gözünüzde canlandırdığınız an gerçek olduğunu düşündüğünüz ve gerçekleştiğine yaşamınızda tanıklık ettiğiniz olayları hatırlayın…
İyi ya da kötü olmasını istediğimiz ve olacağına yürekten inandığımız şeyleri yaşarız. Aslında herkes kendi yaşam deneyimlerine baktığında bu örneklerden pek çoğunu hatırlayacaktır.
Bu; bazen güzel duygular hissedeceğiniz bir deneyim olurken, bazen cezalandırılacağınız ya da acı çekeceğiniz bir deneyim olabilir.
Hayatımızda inandıklarımızı yaratma gücüne de sahibiz.
Başarılı olacağımıza inanıyorsak, başarılı olduğumuz sahneyi hayal ederiz kolaylıkla ve bu hayalin gerçekleşeceği anı bir randevumuzu bekler gibi bekleriz. Ve o an geldiğinde de bunu kolaylıkla kabul ederiz.
Bir yalan söylediğimizde yakalanacağımıza ve o ana kadar elimizde olan bazı güç ya da özgürlükleri kaybedeceğimize inanıyorsak, bunu hayal ederiz. Bu korkularımız; aynı zamanda da hayallerimizdir. Bu olumsuz durumu zihnimizde yaratır, bunun olmasını bekler ve olmasından korkarız. Beklediğimiz an geldiğinde ise çok şaşırmayız. Tevekkülle kabul etmek ya da isyan etmek kendi farkındalığımızla ilgilidir. Bu bilgilere sahip olsak bile tevekkülle kabul edecek kadar farkındalığa ulaşmamışsak, acımız ve isyanımız büyük olabilir. Ama aslında deneyimlemek istediğimizi yarattığımızı kabul edebilirsek, yaşadığımız deneyimden öğreneceğimiz bilgileri edinmek çok daha kolay olacaktır.
Güzel duygular hissedeceğimiz yaşantılar deneyimlemek istiyorsak, öncelikle bunları yaşayacak güce ve hakka sahip olduğumuzun kabul ve inancına ermemiz gerekir.
Birinci adım, güzel duygular hissedeceğimiz bu olayın adını ve tanımını belirlemektir. Mutlu bir birliktelik; çocuk sahibi olunan bir aile yaşantısı; meslekte ulaşılmak istenen bir başarı; sınavda tüm soruları anlayıp, çözebilme ustalığı; on saatlik bir uçak yolculuğunda keyifle sohbet edebilmek ya da uyuyabilmek; çok şık bir evde yaşıyor olmak; son model spor bir araba kullanıyor olmak; sevdiğimiz birine istediği pahalı bir hediyeyi satın alabilecek güçte hissetmek gibi birçok olay sıralayabiliriz.
İkinci adım, bu olayın gerçekleştiği anı bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçirmek ve yapabiliyorsanız bu film gibi izlediğiniz sahneleri yazmaktır.
Üçüncü adım, bu yazdıklarınızın gerçekleşeceğine inanmak ve gerçekleşmesine izin vermektir.
Dördüncü adım, eğer bu inancınız oluşmadıysa, hayalini kurduğunuz şeyin sadece bir hayal olduğunu ve bunu gerçek hayatınızda yaşamanızın mümkün olmadığını düşünüyorsanız uygulamanız gereken yeni adımlardan oluşur.
Bu adımlar hayallerinize ulaşmanızın neden mümkün olmadığını anlamaya çalışma sürecidir. Bu süreç tek başına sürdürülmeye çalışıldığında zor olabilir. Çünkü kişi kendi dirençleriyle savaşarak, kendi engellerini bulmaya ve öğrenmeye çalışmak zorundadır. Bu noktada bir danışmandan, rehberden yardım alınması gidilecek yola ışık tutacaktır.
Engellerin farkına varılması ve engellerin ortadan kaldırılması süreci çetin bir yolculuktur.
Hayallerine gerçekten ulaşmak isteyen insanların çıktığı bir yolculuktur.
Mutlu olacağınız hayaller kurabilmeniz ve bu hayallere ulaşmanız dileğiyle…

Sosyal Fobi = Otomatik Düşünceler


● Derse/toplantıya geç kaldınız. Herkes içerde, siz kapıdasınız. İçeri girip dersin/toplantının geri kalanına katılabilirsiniz. O an aklınızdan geçenler:

“Geç kaldım. Öğretmen/patron kim bilir ne diyecek, diğerlerine rezil olacağım. En iyisi girmeyeyim.

●Bilmediğiniz bir şehirde yeni bir adres arıyorsunuz. Birilerine sorabilirsiniz. Ama aklınızdan şunlar geçiyor:

“Kime ve nasıl soracağım? Yanlış bir şey söylerim, saçmalarım ve herkes beceriksiz olduğumu düşünür. En iyisi sormayayım

● Okulda/işte bir sunum yapmanız gerekiyor. Her şeyi hazırladınız, hazırlandınız. Diğerlerinin önünde konuşma fikri bile sizi hasta etmeye yetti, ertelemek zorunda kaldınız ya da gidemediniz.

Yukarıdaki durum örneklerini kendi deneyimlerinize göre çoğaltabilirsiniz. Yaşadığınız bu durum, aklınızdan geçenler ve hissettikleriniz size bir şey anlatmak istiyor, nedir acaba? İçinizde, halledilmesi gereken meseleler ya da yerine doğrularının konulması gereken yanlış inançlarınız olabilir mi? Bakalım…

“İnsan sosyal bir varlıktır.”

 Bu cümleyi insanı tanımlayan, anlamaya çalışan hemen hemen her kitapta bulabilirsiniz. Peki ne oluyor da dersiniz, sosyal birer varlık olan bizler için, diğerleriyle ilişki kurmak, onlara kendimizi anlatmak ya da onların önünde bir performans sergilemek bu kadar zor bir hal alabiliyor? Bunun için Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ne bir göz atın derim. Sosyalleşmeden önce daha temel bir ihtiyacımızın giderilmesi gerekir, o da kendimizi güvende ve tehlikeden uzak hissetmek! Oysa yukarıda verdiğim bütün örneklerde birey kendisinin değerlendirileceği kaygısını yaşıyor. Yani güvende değil, dolayısıyla kaçıyor, kaçınıyor.

Yeni bir durumla karşılaştığımızda şiddeti kişiden kişiye değişmesine karşın, herkes benzer duygular yaşar. Böyle durumlarda asgari düzeyde kaygı/endişe duygusunu hissetmeniz doğal ve normaldir. Yaşadığımız bütün duyguların bir amacı olduğuna göre bu duygumuzun da bize anlatmak istediği bir şeyler olduğunu aklınızda tutun. Belli bir derecede yaşanan kaygının sizi söz konusu yeni durum/olaya hem fiziksel hem zihinsel olarak hazırladığını, dolayısıyla işlevsel olduğunu söylemek mümkündür. İşlevsel olmayan sizin olayları ya da durumları çarpıtılmış değerlendirme biçiminizdir.

Durumlar/olaylar bizim onlara kattığımız anlamlarla yaşamamızda var olurlar. Siz, herhangi yeni bir durumda aklınızdan geçen eleştiri, yargılama, alay cümleleri geçiyorsanız; bu olayın ya da durumun suçu değildir. Yüzünüzü kızartan, başınızı döndüren, midenizi bulandıran, gerginlik yaratan ve daha pek çok bedensel belirtilere neden olan sizin düşünceleriniz :

“Rezil olacağım.”

“Komik duruma düşeceğim.”

“Hata yapacağım. Benimle alay edecekler.”

Yukarıdaki düşüncelere bir göz atın. Zihninizden otomatik olarak geçirdiğiniz bu cümleler,  kendinizi olumsuz bir biçimde etiketlemenize,  bunun beraberinde yine kendinize ilişkin negatif değerlendirmelerde bulunmanıza ve dolayısıyla yetersizlik ve değersizlik duyguları yaşamanıza neden olur. Bu duygular görünmez bir döngü yaratır ve diğerlerinin yanında huzursuz hissetmek, rahat hareket edememek, rahat konuşamamak, rahat yemek yiyememek, ne söyleyeceğini bilememek gibi sonuçlar doğurur. Bu durumla yüz yüze kalan kişi, yaşadığı fiziksel, düşünsel ve duygusal zorlanmalar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşmaya ve yalnızlaşmaya başlar.

“Benimle ilgili kim bilir ne düşünecekler?”

Çıkış noktası bu düşünce gibi görünse de; yaşadığınız bu sıkıntı verici kaçınma durumunun altında şimdiye dek yerleşmiş ve otomatikleşmiş düşüncelerimizin olduğu bir gerçektir. Kendimizle öylesine ilgiliyiz, öylesine kendimizle konuşmaya dalmışızdır ki; konuşmalarımızın dışarıdan geldiğini varsayarız. Bir süre sonra bu seslerin kendimizden geldiğini unutur, dışarıdan bize söylendiğine emin oluruz.

İçinizde bu kadar çok ses varken ve bu sesler sizi bu kadar kötü hissettirirken kaçındığınız durumu zorla yapmanız, tek bir sonuca götürür sizi; ne bekliyorsanız onu yaşarsınız! Ve sonunda kendi kendinizi haklı çıkardınız. Alay dildiniz, rezil oldunuz, hata yaptınız. Bundan sonraki performansınız için bir öncekinden daha güçlü ve daha iddialı otomatik düşüncelerinizle baş başasınız, tabi davranışı hayata geçirmeye hala gücünüz varsa!

Şimdi size bir sır vereceğim. Yaşamınıza genel olarak bir bakın. Diğerlerinin sizinle ilgili olduğunu varsaydığınız düşünceleri bir gözden geçirin. Bunlar sizin düşünceleriniz olmasın?! Eğer öyleyse rahatlayın; çünkü değiştirebilirsiniz ve o zaman dünya değişir…







 

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol